ADHD’li Bir Beyinle Geliştirici Olmak

ADHD’li Bir Beyinle Geliştirici Olmak

Bunu anlatırken neden örümcek ve örümcek ağı görselini kullandığımı merak ediyor olmalısınız. Çünkü örümcekler ağlarını çoğu zaman tamir etmez, yeniden örerler. Hayatım boyunca bir şeyleri mükemmel yapamadığımı düşünüp tekrar başladığım çok oldu. Bunun için kendime defalarca kızdım. Fakat artık kendime kızmayı bırakıyorum. Kendimden özür diliyorum.

Bu yazıda konumuz ADHD’li bir beyinle geliştirici olmak. Risk alırken eğlenmek, sürekli işi düşünmek, hiperfokus ve paralel düşünmek.

Çoğu zaman basit projeleri hazır sistemlerle yazmak istemeyip başıma büyük belalar alıyorum ve o sistemleri CRUD olarak baştan yazıyorum. Çünkü legacy sistemler ve o kodlar bana sıkıcı geliyor. Sıfırdan mimari kurmak, garip bir bug’ı çözmek bana daha cezbedici geliyor. Proje içinde saatlerimi harcayıp bitiş çizgisine kadar zihnimde kendimi bir maceranın ortasında görüyorum.

Frontend geliştirirken kendimi backend tarafında bulduğum, bir bug çözerken bir anda tüm sistemi yeniden tasarlamaya başladığım, tek bir özelliği geliştirirken saatler sonra bambaşka bir problemin içinde olduğumu fark ettiğim çok oldu. Dikkatim çoğu zaman tek bir noktada kalmıyor; bir problem diğerini, o da bir sonrakini tetikliyor.

Ama bunları bir başarı hikâyesi gibi anlatmak istemiyorum. Bu sadece zihnimin çalışma şekli ve ben de yıllardır buna ayak uydurmaya çalışıyorum. Bu paralel düşünme sistemiyle mimarileri daha farklı görüyor, alışılagelmişin dışında hareket ediyor ve mükemmeli yaratmaya çalışıyorum.

Bunun güzel tarafı, kimsenin denemeyi düşünmediği çözümler bazen benim için ilk akla gelen seçenek olabiliyor. Bir problemi çözerken aynı anda üç dört farklı ihtimali kafamda çalıştırabiliyorum. Kötü tarafı ise bazen o ihtimallerin peşinden gidip asıl yapmam gereken işi gereğinden fazla büyütmem. Bir özelliği bitirmek yerine onu daha iyi yapmanın yollarını ararken kendimi bambaşka bir problemin içinde bulabiliyorum.

Belki de bu yüzden geliştirdiğim projeler hiçbir zaman benim için sadece bir yapılacaklar listesi olmadı. Her biri çözülmesi gereken bir bulmaca, keşfedilmesi gereken yeni bir dünya gibi hissettirdi. Bazen bu yaklaşım bana zaman kaybettirdi, bazen de hiç beklemediğim şeyleri öğrenmemi sağladı.

Eskiden bunun bir kusur olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise bunun sadece çalışma biçimim olduğunu kabul ediyorum. Kendimi değiştirmeye çalışmak yerine, bu düşünme şeklini doğru yönlendirmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Belki hiçbir zaman kusursuz olmayacağım ama artık sürekli en başa dönmek yerine, örümcek gibi gerektiğinde yeniden örmeyi öğreniyorum.